Sayfalar

17 Ocak 2017 Salı

seks (17-22 yaşlarım)

"Konuşmadan önce düşün:
Gereği var mı?
Şefkat barındırıyor mu?
Kimseyi incitebilir mi?
Sessizliği bozacak kadar değerli mi?"
Lao Tzu
Lao Tzu'nun daha önce de alıntılamış olduğum (bkz. Sessizlik) bu öğüdünü hep hatırımda tutmaya çalışıyorum. Şefkat barındırma ve kimseyi incitme ihtimali konularında epey dikkatliyim. Gereği olup olmaması ve sessizliği bozacak kadar değerli olup olmaması konularında ise, özellikle konuşurken, -arada coşup saçma sapan geyikler yaptığım zamanlar haricinde- gerçekten de boş laf etmemeye ve kendimi de karşımdakini de gereksiz şeyler için yormamaya gayret ediyorum. Yazarken ise, bunu ne kadar gözetebildiğimden emin olamıyorum bazen. Bir yerlerden ilham veya bir fikir geliveriyor ve başlıyorum yazmaya ve çoğu zaman büyük bir coşkuyla ve LaoTzuSüzgecinden geçirmeden yayımlayıveriyor ve akabinde sosyal medya üzerinden paylaşıveriyorum bunları. Bütün düşündüklerim, bütün tecrübelerim, bütün hislerim çok önemliymiş gibi geliyor (ki hem öyle hem de değil); daha ziyade yazarken...

Bu satırları (yani giriş cümlelerini), sekse dair bu yazının sonlarına geldiğim sıralarda yazıyorum. Bir yandan konuya dair yaşanmışlıklarımı ekrana dökerken iç sesim de sorup durdu "gereği var mı", "gereği var mı"; "sessizliği bozacak kadar değerli mi", "sessizliği bozacak kadar değerli mi" diye.

Burada şu noktada kendi tuzağıma düşmemek istiyorum ve bu nedenle özen göstermeye çalışıyorum. Özellikle de sekse dair olduğu için bu yazının ilgi çekeceği kesin. Peki ben bunları, gerçekten de bu konuyu konuşabilmemiz için yazıyor ve cesaretimi toplayıp kendimce adımlarımı mı atıyorum, yoksa ilgi çekmeye mi çalışıyorum? İlgi çekmekte sıkıntı yok ve bilakis ilgi çekmeyi seviyorum ama kıymetli ve gerekli bir şey yaptığım için ilgi çekmek isterim, salt ilgi çekmek için değil.

Eğer ki bu satırları okuyorsanız, gereği olduğuna karar vermişim demektir. Ama bu veya başka bir yazıma dair, aksini düşünürseniz lütfen paylaşın.

***

Dünkü yazıda, 11-17 yaşları arasında, yani ortaokuldan lise bitene kadar, seks ile -pek de olmayan- ilişkimden bahsettim. O döneme dair, dün aklıma gelmeyen bir-iki eksiği tamamlayıp devam edeceğim.

İlki ve en önemlisi, ailemle bu konuyu hiçbir zaman konuşmamış olmam; ki bu cümleyi ailemin benle bu konuyu hiçbir zaman konuşmamış olması olarak yazmak daha doğru olur. Zannediyorum ki çok az ailede bunlar konuşuluyor(du) ve bu durumda çocuklar, cinselliğe dair ilk bilgilerini birbirlerinden, bir sonrakileri ise bir takım video ve filmlerden alıyorlar(dı). Bu da, doğadan ve doğal hayatlardan zaten çok uzakta olduğumuz, yani bunları doğal bir şekilde, içgüdüsel olarak öğrenemeyecğimiz de göz önüne alındığında, böylesine önemli bir konuyla son derece sağlıksız bir şekilde tanışmamızı sağlıyor. Aileme bu konuda bir kızgınlığım falan yok, onlar da herkesin her zaman yaptığı gibi, yapabildiklerini yaptılar; ellerinden geleni, becerebildiklerini, kotarabildiklerini... Ama bu konularla sonradan bile olsa yüzleşmeyi önemli buluyorum. Hem -varsa- geçmiş sayfalarda kapatılması gereken hesapları kapatabilme hem de bugünün ve yarının ebeveynlerine bu konunun önemini hatırlatmak açısından...

İkincisi ise, dün lise çağlarında cinsellik konusunda pek güdülenmemiş olduğumu yazdım ama annemin eşi Emir abinin oğlu Sertaç'la (aynı yaştaydık, hâlâ da öyleyiz :p) Alanya'da epey kız peşinde koşmuşluğumuzun olması. İngiliz, İskandinav ve Alman kızlarla haşır neşir olma çabalarımızın hiçbiri sonuç vermiyordu. Her gün adeta mesaiye gidiyor, turistlerin erken saatlerde denize gittiklerini göz önüne alarak saat 10 civarında biz de gidiyor ve başlıyorduk bakınmaya. Biraz güneşlen, biraz yüz, biraz kızlarla konuşmak için kıvran derken öğlen oluyor ve yemek yemeye bizimkilerin yanına dönüyorduk. Sağolsunlar (özellikle Emir abi) bize taktikler veriyor, yardımcı olmaya çalışıyorlardı (ah Emir abi, çok da dalga geçiyordu bizle) ama nafile. Öğleden sonra mesaisinden de sonuç aldığımız hiç vuku bulmadı. Öncelikle çok çekingendik, ayrıca ve daha önemlisi de -en azından kendi adıma konuşmak gerekirse- bir sonuç alacağıma aslında hiç inanmıyor, hatta için için sonuç almamayı da istiyordum (bunu dün fark ettim!). Herhangi bir durum vuku bulsa ne yapacağımı hiç bilemiyordum ki! Korkular, çekingenlik, bilmemezlik... Durum böyleyken tabii ki sonuç alamıyordum. Bence Sertaç'ın da önünü kapatıyordum, zira hemen sonraki dönemlerde -ve benim olmadığım zamanlarda- kendisi sahalara girdi, kız arkadaşları oldu... Ama ertesi yaz yine birlikte arandığımızda yine sonuç alamıyorduk. Sorun bendeydi Sertaç, affet beni ((:

***

Gelelim 17 yaş ve sonrasına, üniversite zamanlarına... Gözümün nispeten açıldığı ama hâlâ epey saf, bilgisiz ve bu konuda çekingen olduğum dönemler...

İlk yıl -son derece saf duygularla- hoşlandığım bir kız olmuştu (içinde cinsellik barındırmayan duygularıma "saf" demiş olmam da ne saçmalık; ama özellikle silmiyorum) ama pek yüz vermedi bana ve bir başkasını tercih etti. Onun en iyi arkadaşı ise benden hoşlanıyordu ve bunu epey belli ediyordu ama anlamazdan geliyordum. Benim hoşlandığım kızın sevgilisi ise, benden hoşlananı taşımamak ve benim hoşlandığım ile daha çok yalnız kalabilmek için onu bana yapmaya çalışıyordu. İkna etme çabaları sırasında, henüz ben kendimi biriyle seks yaparken hayâl etmemişken, o benim adıma hayâller kuruyor, beni ikna etmek için onu bana ballandırarak anlatıyordu. Ama yok, istememiştim.

Aynı arkadaşım ve bir başkasının (o da erkek) sohbetine yakalandım bir gün ve ne yapacağımı şaşırdım. İki cümle önce yazdığım üzere, henüz biriyle birlikte olmanın hayâlini bile kurmamışken ben, onlar kaç kadınla beraber olduklarını soruyorlardı birbirlerine ve sanki altı-yedi gibi rakamlar telaffuz ediliyordu! Vay bee! Detay bile soruyorlardı, birbirlerine doğru bilgi verme aşkıyla: "Orospular dahil mi?" diye... Bense kızar bozar ortamdan sıvışmaya çalışmış olmalıyım. Hatırlamıyorum.

Üniversite sürecinde -az ya da çok- hoşlandığım birkaç kız daha, ayrıca iki de kız arkadaşım oldu. Ortaokuldaki Özlem'i saymazsak, ki dün yazdıklarım göz önüne alınırsa saymayalım, ilk iki kız arkadaşım yani. Bir tanesi, üniversitenin üçüncü yılında hayatıma girdi. Bir gezide tanıştığım bu kız pek tatlı gelmişti ve bir süre sms ile flörtleştikten, aralarda yüz yüze geldiğimizde de hoşbeşle geçen bir zamandan sonra ben bir şekilde ilan-ı hoşlanma ettim (sanırım yine sms ile), ilanım kabul görüldü ve biz çıkmaya başladık (çıkmak!! ((: ). İki ya da üç ay süren bu ilişki, cinsellikle ilk tanışıklıklarımı içeriyor. Ama başlangıç seviyesinde olduğunu belirtmeliyim; pek ileri gitmiyorduk. Ama olsundu, ben tanıştığıma memnun olmuştum ve olanla yetiniyor, fazlasını aramıyordum. Daha doğrusu bir-iki yeltendiysem de durdurulmuştum ve konu kapanmıştı. Uff hadi yazayım, nolcak; pantolonlarımızı bile çıkarmıyorduk diyeyim, siz anlayın... Sadece üstler çıplak!!

İlişkilerin diğer kısımlarının üstünde durmuyorum, konumuz seks. Bu ilişki sonrası yaklaşık iki yıl boyunca hayatıma kimse girmedi. Okulun son yılında biri daha oldu nihayet ve onla da dört-beş ay süren ilişkimizde yine tamamına ermemiştiysek de en azından epey daha ileri gitmiştik. En azından soyunuyorduk yahu, ohh! Gelmiş olduğumuz aşama bana yetiyordu da artıyordu bile ama bir gün "Peki devamını getirecek miyiz?" diye sordum ve "Bekleyen derviş..." cevabını aldım. Konunun devamını -sözle de, fiilen de- getirmedik ama bu kadarını bile konuşmak, o zamanlar için önemli bir adımdı.

Üniversite paralelinde ise yazları Alanya'da olmanın ve gözü gönlü fazlaca açılmış olmanın bende salgılamış olduğu hormonlarla, muhtelif şekillerde (artık discoya, bara gitmek falan da girmişti repertuvara) kız peşinde koşmaya ve eli boş dönmeye devam ediyordum (Sertaçlıyken de Sertaçsızken de). Yukarıda dün fark ettiğimi yazdığım şey hâlâ geçerliydi zira, korkuyor ve ayrıca başarılı olabileceğime hiç inanmıyordum ve sanırım, hâlâ, için için başarısız olmaktan hoşnuttum da. Hafızam beni yanıltıyor ve kendime haksızlık ediyorsam kendim kusura bakmasın ama bugünden geri dönüp baktığımda gördüğüm bu en azından.

Hah bir de 2003'te üç aya yakın süreyle work and travel programı ile Amerika'da bulunup, milyon tane insanla tanışıp, sürecin büyük kısmında ikisi Letonyalı ikisi Litvanyalı dört tane kızla bir evde yaşayıp yine, evet yine, evet evet yine! hiçbir cinsel deneyim yaşamadığımı paylaşayım. Nasıl becerdim acaba bütün bunları...

Ama öyle ama böyle, üniversite bittiği sıralarda (yaş 22) henüz milli ol(a)mamıştım ve benim için her geçen gün daha da zorlaşıyordu bu durum. (Üstelik epey sosyal bir adamdım, kız arkadaşlarımla olan ilişkim erkeklerle olandan nitelik olarak da nicelik olarak da çok daha iyi durumdaydı ama diğer konuda pek yol kat edemiyordum işte.) Hasta veya bir yakınını kaybeden veya başka bir nedenle aramanız gereken ama aramadığınız kişiyi aramanın her gün daha zor gelmesi gibi, bu da gittikçe daha büyük bir korku hâline geliyordu sanki. Durumu olduğundan daha fazla dramatize etmek istemiyorum ama evet, yaşıtlarımın hemen hepsi bunu deneyimlemişken geride kalmış olmak hoş bir durum değildi ve korkumu büyütüyordu. Gerçi ben korkumun da farkında değildim, daha kolayı vardı: görmezden geliyordum.

Bir de şunu belirtmekte fayda var tabii: korkmakla birlikte bir şeyler deneyimlemeyi istiyordum istemesine ama en çaresiz olduğum zamanlarda bile, seçici olmam ve çok zor beğenmem yakamı hiç bırakmadığı için de hayatıma pek kimse giremiyordu. Bunu yazarken, acaba korkuma mazeret mi arıyordum diye aklımdan geçtiyse de bence konunun esası gerçekten de beğenmememe ve istemememe - ve tabii benim hoşlandığım birkaç kızın da beni istememesine- dayanıyordu.

Böyle böyle geçti gençlik... ((:

Ve buralara gelmişken devamını getirmeye niyetliyim.

Ertesi gün devamı geldi: http://icimdensohbetler.blogspot.com/2017/01/seks-25-30-yaslarm.html

-----------------------------------------

Blog yazarının üç notu: 

1 - Belki bilmiyorsundur, benim bir kitabım var, ismi "Yeni"ye Doğru. Okumak istersen, facebook sayfasına giderek en üstte sabitlenmiş olan iletide, onu nerelerde bulabileceğini öğrenebilirsin. Olmadı, yaz bana. 

2 - Bu blogdaki ve hayattaki tüm üretimim, bütünden beslenip bütüne akmaktadır. Hiçbir hakkı saklı değildir. Her türlü üretimimi, izin almadan, kısmen ya da tamamen paylaşabilir, çoğaltabilirsin. Kaynak gösterirsen memnun olurum. 

3 - Eğer yukarıdaki veya başka bir yazım -veya belki de bir eylemim- bir yerlerine dokunduysa; seni mutlu ettiyse, düşündürdüyse, sana ilham verdiyse ve içinde benim için bir şeyler yapmak üzere harekete geçme isteği duymana yol açtıysa ve bunun sonucunda bana bir karşılık iletmek istersen bana ulaşır mısın?

emreertegun@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yazıyla ilgili yorum yapmak için...