Sayfalar

28 Haziran 2013 Cuma

Forumların işleyişine dair

Ön not: Bu yazıyı Yeşil Gazete de paylaştı, mutlulukla bağlantıyı paylaşmak isterim: http://www.yesilgazete.org/?p=86455
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------
Gezi Parkı’nın dağıtılmasından sonra İstanbul’un dört bir yanında ve birçok şehirde ortaya çıkan park forumlarının daha iyi çalışması için kısaca gözlemlerimi aktarmak ve bazı öneriler sunmak istiyorum.

Ama öncelikle,

- Bu önerileri, 3 gün Yoğurtçu Parkı’nda, 2 gün Cihangir Parkı’nda ve 1 gün Abbasağa Parkı’ndaki forumlara katılımım sonrası oluşan gözlemlerimden, süreçte sohbet ettiğim arkadaşlarımdan, geçtiğimiz günlerde 350 ekibinden Nadine‘in vermiş olduğu kısa bir eğitimden sonra aklımda kalanlardan ve kendi fikir yürütmelerimden süzmeye çalışacağım.

- Bu öneriler, her zaman iyileştirilmeye ve geliştirilmeye muhtaçtırlar; ulaşılabilecek en iyi fikirler olduğunu düşünmüyorum elbette.

- Burada yazdıklarımın bütün süreci ve konuları kapsadığını da sanmıyorum. Yüksek ihtimalle, değinmem gereken çok önemli konulara değinmemiş olabilirim. Her türlü öneri, ekleme ve itiraza açığım.

- Ayrıca tüm bunlar her parkta ve ortamda, farklı şekillere eğilerek bükülerek kullanılabilirler. Tek tip bir yöntem oluşturmak gibi bir derdim yok; zaten istesem de yapamam bunu.

Gözlemler

-          2 haftadan daha uzun bir süre devam eden Gezi direnişinin dağıtılması sonrasında Abbasağa’da başlayan forumlar tüm İstanbul parklarına -zamanla diğer illere de- yayılmış ve direniş güç kazanmıştır.

-          Forumlara katılım oranı ve heyecan epey yüksek bir şekilde devam etmektedir.

-          Forumlarda hiyerarşik bir ortam yaratılmamaya çalışılmakta, zaten bu tip belirtiler hissedildiği anda katılımcılar tepki vermektedir. Bu, çok olumlu bir durum olmakla birlikte, ortak hareket etme ve belli konulara yönelme konularında bazı zaaflara yol açtığını da not etmek lazım.

-          Bununla birlikte, forumlarda organizasyonu ve koordinasyonu sağlayan ekipler kendiliğinden ortaya çıkmakta ve -umuyorum- bu ekiplere katılmak isteyenler kolayca katılıp işlerin ucundan tutabilmektedir.

-          Forumlarda her gün 1 veya 2 kişi kolaylaştırıcı olarak görev almaktadır.

-          Forumların en başında katılımcılar listeye isim yazarak veya sıra numarası alarak, sırayla söz almakta ve paylaşmak istediklerini paylaşmaktadır.

-          Söz alanlar sıkça aynı konuları tekrar etmekteler. Ayrıca herkesin gündemi ve aklındakiler farklı olduğu için bir konudan diğerine sıçramalar halinde devam ediyor konuşmalar.

-          Forumlarda hem yerel sorunlarla ilgili paylaşımlar (bir otobüs durağının kaldırılması gibi), hem de çok daha uzun boylu talepler (seçim barajının düşmesi) dile getiriliyor.

-          İlk birkaç günün sonucunda çalışma grupları, atölyeler kurulmuş ve bu gruplar da çalışmalarına devam etmektedirler.

-          -Bildiğim kadarıyla- her forumun facebook grupları ve/veya sayfaları açılmış ve tartışmalar, öneriler, fikirler, forum haricinde buralarda da paylaşılmaktadır.

-          Bu facebook grupları ve sayfalarına üye olan binlerce kişi, süreçle ilgili -ve hatta bazen doğrudan ilgisi olmayan- her türlü videoyu, haberi, kampanyayı, fotoğrafı buralarda paylaşmakta; bu nedenle yüzlerce, binlerce paylaşım arasında ilgilenilebilecek paylaşımları takip etmek mümkün olmamaktadır.

-          Bütün forumların toplantı notlarını toparlamayı hedefleyen bloglar, web siteleri ve yine facebook grupları da kurulmuştur.

--- Önerilere geçmeden önce bütün bu süreci çok sağlıklı bulduğumu paylaşmak isterim. Yani kimi aksaklıklar, konu tekrarları, facebook gruplarının çok karmaşık olması vs… Bütün bunları geçmemiz gereken adımlar olarak görüyor ve yavaş yavaş düzenlenip toparlanmaya başlamamız gerektiğini düşünüyorum. Bu yazıyı yazma nedenim de bu sürece katkıda bulunmak zaten.---

Öneriler

Forum işleyişi

-          3 haftaya yakın süren Gezi direnişi ve sonrasında yaklaşık 10 gündür süren bir forum süreci var. Bu, özellikle çalışan kesim için çok yorucu ve yıpratıcı bir durum. Yavaş yavaş yorgunluklar ve yılmalar olmaya başlamadan önce, biz bilinçli bir şekilde makul bir hale çekmeliyiz bu forumları. Büyük forumların haftada bir veya iki kere yapılması, onun dışında çalışma grupları, atölye ve masaların kendi verecekleri kararlara göre, istedikleri sıklıkta toplanmalarını gerçekleştirmelerini öneriyorum.

-          Büyük forumun haftada bir veya ikiye çekilmesinin sonucunda atölyelerin ve çalışma gruplarının toplantılarının forumla çakışmamasını sağlamamız gerekiyor.

-          Forumlardaki kaotik ortamı yavaş yavaş daha verimli toplantılara çevirebilmemiz gerekiyor. Bunun için, forumları ne gibi yöntemleri uygulayarak gerçekleştirmemiz gerektiği başlı başına bir konu ve uzun uzun tartışılmayı, bunun için de komite kurulmasını gerektiriyor. Cihangir’de 23 Haziran günü uygulanan Açık Alan Teknolojisi tarzı çalışmalar uygulanabilir mesela. Ayrıca 27 Haziran’da Abbasağa’da sıraya girerek söz alanlardan önce, grupların toplantı sonuçlarının paylaşıldığını gördüm; bu da çok olumluydu.

-          Yöntem konusu gerçekten çok önemli, altını çizmek istiyorum. Toplantı veya forum ne şekilde işleyecek, karar alma gibi bir işlevi olacak mı, olacaksa karar alma süreci ne şekilde olmalı (oy birliği, oy çokluğu, 2/3 çoğunluk, uzlaşma vs.) gibi konuların üzerinde tartışılmasını çok önemli buluyorum.

-          En başta onlarca -ve hatta- yüzlerce kişinin söz almak için isimlerini yazması ve bu liste üzerinden gidilmesini sağlıklı bulmuyorum. Ortalama 5 kişinin söz almak için sıraya girmesi, sonra yeni bir 5 kişinin belirlenmesi çok daha sağlıklıdır. Böylece dinamizm yükselecek, başta konuşmak istemeyip sonrasında bir şeyler paylaşmak isteyen kişiler söz alabilecek, başta söz almak için isim yazdırıp toplantıdan ayrılanları anons edip bekleyerek vakit kaybedilmeyecektir. Daha birçok faydasını sayabilirim bu yöntemin.

-          Hatta kolaylaştırıcının inisiyatif ve yönlendirmesiyle, konuşmayan grupların söz almasını sağlaması çok güzel olmaz mı? ‘Şimdiki 5 kişiyi kadınlardan seçelim’, ‘daha gençlerden seçelim’, ‘diğer parklardan gelenlerden seçelim’, gibi.

-          Konuşmacılar arasında genelde duraksama olmuyor ve hemen bir sonraki konuşmacı konuşmaya başlıyor; dinlediklerimizi sindiremiyoruz. Her konuşmacıdan sonra, yine kolaylaştırıcının gözlemleri ve yönlendirmeleri doğrultusunda 30 saniye veya 1 dakika gibi bir zaman beklenebilir; olumlu veya olumsuz çok tepki alan bir konuşmadan sonra -belki- herkes yanındakiyle kısacık fikir alışverişi yapabilir.

Web’den örgütlenme

-          Kurulan facebook sayfalarında çok fazla şey paylaşıldığı ve bu çok verimsiz bir ortam doğurduğu için facebook üzerinden kurulan oluşumların, facebook sayfası olarak kurulması gerektiğini, forumda herkesin onayıyla seçilen bir grubun toplantı notlarını, -alınıyorsa- kararları, atölyeleri ve çalışma gruplarını duyurduğu  bir mecra haline getirmesi gerektiğini düşünüyorum. Facebook gruplarında da bir yandan paylaşımlar yapılmaya devam edilir elbette, ama paydaşların olan biteni hızlıca anlamasını sağlayacak bir mekanizma olarak sayfalar daha uygun.

-          Bundan da iyisi, her forumun kolay takip edilebilir, kullanıcı dostu bir web sitesine veya bloga sahip olması aslında. Bununla ilgilenebilecek kişiler varsa bu yol daha da olumlu bana kalırsa.

-          Forum notlarının yayınlandığı web sitesi, blog ve facebook sayfalarının koordineli olması ve her birinin kendine ulaşan notları diğerlerine de iletmesi gerekiyor. Tek bir site üzerinden gitmesini önermeyi düşündüm ama olası bir sayfa kapanması veya hacklenmesi gibi durumlara karşı yedekli gitmekte fayda var.

Siyasi Hareketler

-          Bu süreçte kaçınılmaz olarak kimi siyasi denemeler, girişimler başladı ve bunun arkası gelecektir. İlk aşamada ayrı ayrı örgütlenmeler ve toplaşmalar yaşanması doğaldır. Ancak tüm bu örgütlenmelerin çalışmalarının, zaman içinde diğerleriyle ortaklaşmak ve buluşmak üzere yapılandırılması gerekiyor. Aksi takdirde birçoğuna sempati duysam da sürekli birbirleri ile didişen -oy oranları itibarı ile söylüyorum- küçük sol partilerin kaderiyle karşı karşıya kalınacaktır.



küçük şeyler önemlidir

Çok ufak iki şey ama gerçekten paylaşmak istiyorum; bu tip küçük hareketlerle bir yerlere geleceğiz belki. Bunları paylaşma nedenim de kendime güzelleme yapmak değil tabii, güzel olduğunu düşündüğümüz hareketleri paylaşarak yayabileceğimizi düşünüyor olmam.

Birincisi bankalara para kaptırmama hususu. Adamlar zaten çok fazla para kazanıyor, malum. Bu nedenle 'Ama elbette onlar da para kazanmalı.' gibi düşünceler beni ilgilendirmiyor. (Zaten çok kısa bir süre içinde bankalarla çok azalan ilişkimi tamamen bitiriyorum bu arada.) Bu nedenle yıllardır kesilen kredi kartı yıllık ücretlerimi, hesap işletim ücretlerimi geri alıyorum bir şekilde. Hiç üşenmiyorum; zaman ayırıyorum, mail atıyorum, gerektiğinde arıyorum ve alıyorum. Galiba 2 örnek var alamadığım ve bu durumda da hemen ilişkimi kesiveriyorum.

Şu sıralarda da EFT ve havale ücretleri konusunda çok kastırıyorum. Çeşitli nedenlerle para alma-verme işlemi yapıyorum zaman zaman ve bu ücretleri ödememek için her türlü çabayı sarf ediyorum. Mesela şimdi Anadolu Jam için kitle fonlaması yapıyoruz (Yeri gelmişken, destek olmak isteyenler bana yazsın lütfen.), Burcu'nun ablası para gönderecek, sağ olsun. Onun öyle bir talebi olmadı ama masraf ödememesini istiyorum. Havale ücretsiz yapıyormuş da, EFT ücretliymiş. Öyle olunca aynı bankada annemin hesabı var, ona havale yaptırıcam, annem de ücretsiz EFT yapabildiğinden bana gönderecek, falan da filan. Yeminle, hiç üşenmiyorum. ((: Bunu hep yapıyorum bu arada ama şimdi paylaşasım geldi. Mesela ben de havale için 1 TL ödüyorum, EFT için 3 TL. Başka bir bankaya para göndermem gerektiğinde yine anneme veya ücretsiz EFT yapan arkadaşlara havale yapıyorum ve onlara EFT yaptırıyorum.

Evet, biraz hastayım ama bundan dolayı çok memnunum. ((:

Diğer konu alakasız ama onu da paylaşasım var. Bu da hep yaptığım bir şey zaten. Dün çok güzel bir mini eğitim aldık, toplantı kolaylaştırıcılığı ile ilgili. Bira şişelerini tam çöpe atıyorlardı ki ben el attım ve şişe kumbarasına atacağımı söyledim. Bir torbaya koydum, Çukurcuma'dan Dolmabahçe'ye Ayşegül'le inerken fellik fellik kumbara aradım, yok. Aynı yolu kan ter içinde geri çıktım ve Cihangir'e geldim, turladım, yine yok. Halbuki geçen gün görmüştüm ama bulamadım. Neyse 45 dakikanın sonunda elimle şişelerle eve kadar geldim ve atamadım. Gördüğüm onlarca çöpe inatla atamadım şişeleri. Ama pes ettim mi, hayır; bugün gittim ve kumbarayı buldum, şişeleri olması gereken yerle buluşturdum. Bence çok iyi ettim!

Öyle işte, bu kadar uzun uzun anlatmaya gerek var mıydı bilmiyorum ama sadece 'şöyle yapalım', 'böyle yapalım' çağrıları genelde karşılık bulmuyor da örneği anlatmak, göstermek daha etkili oluyor galiba. Bundandır bunca kelamım.

O kadar işte, bitti...

27 Haziran 2013 Perşembe

Neresinden tutacağını bilmemek

Hep öyleydi ama bu aralar iyice fena (: Yapılacak çok şey, katılınası çok toplantı-forum-atölye-eğitim, akılda çok akıl-fikir var. Hangi birine iştirak edicez...

Hayır tam hayatımı sadeleştirmiştim; yıllardır gündemle yatıp kalkan ben, bir anda her şeyi bırakıp tamamen kendime odaklanmıştım falan... Kırsal hayat denemesi, toprakla uğraşmaca, doğayla haşır neşir olmaca falan... Sonra bir anda olaylar patlak verdi ve kendimi İstanbul'da, önce Gezi'de ve sokaklarda, şimdi de meydanlarda ve parklarda, onun dışında da sürekli internet başında buluyorum.

Yok yok, şikayetçi değilim tabii ki; yıllardır özlediğim ve son zamanlarda umudu kesmeye başladığım toplu uyanış vuku buldu; nasıl şikayet edebilirim... Sadece 2-3 gündür çok yorgun hissediyorum. Çok şey yapmak istiyorum ama bazen enerjim çok düşüyor. Çoğunlukla yüksek gerçi ama nereye yönlendireceğimi şaşırıyorum o zamanlarda da. 'Olan biteni takip etmek' desen hiç durmayan bir gündem söz konusu, zaten tam zamanlı işim şu anda. E forumlar var, onlarca parkta, bir yandan siyasi bir takım oluşumlar filizleniyor, öte yandan eğitimler, şunlar-bunlar... Neresinden tutmam gerekiğini şaşırıyorum bazen. Her yerinden tutasım geliyor en çok ama ona da can dayanmıyor.

Öyle bi'şeyler işte; bakalım...

Zaten Flora'da ektiklerimiz de büyüyormuş her geçen gün...

İsyan günlerinde paylaşım

Dünya bir anda çok mu güzelleşti ne? Evet, hep güzeldi de son zamanlarda iyice başka bi'şeye dönüştü, di mi? Her açıdan güzelleşiyor da, son zamanlarda iyiden iyiye yaygınlaşan 'orantısız paylaşım'la ilgili yaşadığım birkaç örneği anlatasım var.

Şu anda Ömürden'de kalıyorum ve evde çaydanlık ihtiyacı var(dı). Uzun süredir kendimin veya başka birinin bi'şeye ihtiyacı olduğunda satın almak aklıma bile gelmiyor. Hemen paylaşım siteleri veya kişisel bağlantılarıma soruyorum ve neredeyse her ne olursa bulunuyor hızlıca. Neyse uzatmiyim, freecycle'ın feysbuk grubuna yazdım ve 3 dakika içinde, hem de Ömürden'in evinin olduğu Cihangir'den çaydanlık buldum; yarın alacağım. Kadının 'İhtiyaç varsa çay bardağı da getireyim.' demesi ise gerçekten biraz fazla güzeldi. ((:

Gezi direnişinin ilk günlerinde Antalya'dan apar topar ve küçücük bir sırt çantasıyla gelince yanıma çok az kıyafet alabilmiştim. Koşturma, forumlar vs derken, bu biraz sıkıntı yaratmaya başlamıştı. Dün ben hiç sormadan, aklıma bile gelmemişti zaten, Kutsal ve Duygu, Kutsal'ın tişörtlerinden, baksırlarından veriverdiler bi anda mesela...

Geçenlerde akıllı telefon bile buldum yahu bi arkadaştan. Bu koşuşturma sürecinde olan biteni takip edebilmek ve paylaşabilmek için elimde olsa iyi olur, diye düşünmüştüm. Facebook profilimde duyurdum ve aynı gün bir arkadaşım, bir süre kullanmak üzere telefonunu verdi. Bir türlü şarj aleti alamadığım için uzun süre kullanmadıysam da birkaç gündür ara ara kullanmaya başladım mesela... Hala yabancılık çekiyorum, ayrı...

Başka bir arkadaşıma (Hülya) yine bir duyuruyla telefon buldum. Hatta o da duyurmuştu ve birkaç kişiden teklif gelmiş.

Tabii bunlar bireysel örnekler ve dahası var. Asıl Gezi Parkı'nda ve sonraki süreçte yaşananların güzelliğini tarif etmek imkansız. Belki başka bir yazıda denerim. Ama şunu paylaşmazsam olmaz, çok güzeldi: Bir önceki Cumartesi, Gezi'ye müdahale olduktan sonra sabaha kadar sokaklardaydık, malum. Gece saat 2 civarında Nişantaşı civarında iki ileri iki geri takılırken, pencerelerden çıkan insanlar ihtiyaç sordular. Her zaman aç olan ben 'ekmek var mı?' diye seslendim. Adam 'getiriyorum' dedi ama aşağı bi indi, ekmek bulamamış, evde abur cubur ne varsa getirmiş. Bir paket badem, 7 Paket Milka, 3-4 tane Bounty çikolata, bunlar yetmezmiş gibi 1 paket de Vakko çikolata getirdi. Ben Vakko çikolatanın varlığından bile haberdar değildim o güne kadar. Nişantaşı'nda direnmek böyle bi'şey işte. Bu arada bütün çikolataları dağıttım ama Vakko'yu bizim ekibe sakladım. ((:

Sonra hemen yan pencereden de seslendiler ve aç olduğumuzu söyledik (yoksa sadece ben mi söyledim). Bu sefer simitlerin arasında peynirler, meyveler ve -sıkı durun- kavurma ile çıkageldi başka bir adam. Gecenin o saatinde mükellef bi yemek yedik ayak üstü. Şahaneydi. Hatta İstanbul'a geldiğimden beri yediğim en güzel yemekti belki.

Aynı gün, daha erken saatlerde, olaylar daha tazeyken Nişantaşı'na doğru çekilirken adamın birinin baklavalar ve dondurma dolu bir tepsiyle gelmesini unutmuştum bak. TOMA ve gaz bulutu üstümüze gelirken ve binlerce kişi geri çekilirken ben bir yandan dondurma yiyordum. Oradaki bir adamın bana bakarak 'Adama bak yaa, şu halde dondurma yiyo' diyişine şahit olmuş Ekin.

Daha ne örnekler yaşanıyor parklarda, forumlarda, sokaklarda... Herkes bir şeylerin ucundan tutuyor, bütün işler bir anda halloluyor, herkes inisiyatif alıyor; falan da filan. Onları ayrıca uzun uzun yazasım var ama gerçekten kifayetsiz kalacak kelimeler. Belki bir ara denerim. Şimdilik birkaç kişisel paylaşım...

1 Haziran 2013 Cumartesi

Kalbim Gezi'de kaldı!!

İçim kıpraşıyor! Ne oldu da bu kadar insan sokağa döküldü, anlamlandıramıyorum.

Tek ulaştığım sonuç, bütün bunların birikim olduğu. Şimdiye kadar olan bitenin birikimi. Roboski'de öldürülenlere olan gecikmiş tepki, Hrant'a hala sızlayan içimizin birikimi, Hasankeyf'in çığlığı, HES'lere hapsedilen suların uğultusu, Akkuyu'nun, Sinop'un bağırışı, Karadeniz otoyolunun homurtusu, Gerze'nin inadı, Emek sinemasının makinistinin feryadı... Olay elbette ki Taksim'deki birkaç ağacın çok ötesinde.

Bu kadar beklemeye gerek var mıydı? Demek ki varmış. Demek ki zamanı ancak gelmiş. Demek ki gün bugünmüş!

Bütün bunları Antalya'dan, uzaktan izlemek zor geliyor, bugün Antalya'daki eyleme gidecek olmak kesmiyor. Tarihin yazıldığı yerde olasım var. Bakalım, bi yolunu bulursam gidebilirim belki...

Bu arada diğer bir birikim daha var. Vizyonerler, sanatçılar, 'yol'u göstermek için yıllardır çırpınanlar. İlham veren filmler, Bulutsuzluk Özlemi, Bandista, Flört gibi gruplar, Zumbara, Uyanma Saati, freecycle, paylaşımı artıran her türlü hareket, armağan ekonomisi, gülümsemesiyle içimize işleyen Sırrı Süreyya gibi adamlar, sosyal medyada karşılaştığımız heyecan verici videolar, ekolojik hayatı ve düşünceyi besleyen ve yaşayan ve yaşatan insanlar, kalplerinin sesini takip edenler ... ... Bitmez ki... Çok teşekkür edesim var her şeye ve herkese. Yolu onlar açtı... Yolu hep beraber açtık...

Oyyy. Şimdi ne olacak peki?

Şunlar gelsin o zaman benden herkese:
http://www.youtube.com/watch?v=CAXFWSbKX3k
http://fizy.com/song/zulfu-livaneli-ada/3fxas3
http://fizy.com/song/flort-uyanman-lazim/1t9g3n