Sayfalar

10 Mart 2014 Pazartesi

dicitürk şöminesi

Her şeyin içi acayip boşalmış, buna daha ne kadar katlanmayı düşünüyoruz?

İzlediğimiz dizileri, programları söylemiyorum bile (bi'şey izlemediğim için artık bilemiyorum da zaten pek) de Digiturk'te radyo kanallarını açınca şömine yanmaya (!) başlıyor ya, pes demiştim birkaç yıl önce gördüğümde. Ama gittikçe daha çok batıyor... Yine uzun zamandır var mı, yeni icat mı bilmem ama şimdi de "şömine keyfi" diye bir kanal var radyo kanallarının arasında. Ekranda yanan şömine(!)yi seyrederken aynı zamanda yanan odunların (!) çıtırtılarını da dinleme fırsatı sunuyorlar sağ olsunlar. O görüntüyü izleyip biraz olsun şömine keyfi alan var mı gerçekten?

Seçim çalışmaları sırasında oluşan ses ve görüntü kirliliğine, her seçimde birbirinin aynı söylemlere, şunlara-bunlara katlanmaya devam mı edeceğiz? Adı Umut ... olan bir adayın "Narlıdere'ye bir Umut", soyadı Çiçek olan bir adayın "Çankaya'yı Çiçek bahçesi yapacağız." gibi sloganlarla karşımıza çıkmaları içinizi sıkıştırmıyor mu?

Düne kadar Suriye için yapılan yorumların bugün evrilip çevrilip, diğer perspektif ve "ulusal çıkarlar"la Ukrayna ile ilgili söylenmesi; dün Suriye ile yatıp kalkarken bugün Ukrayna'da olan biteni soluksuz takip etmemiz; daha öncelerde de diğer savaşlar, şunlar-bunlar... Ama hep aynı söylemler, aynı cümleler... Bıkmadık mı?

İktidarın faşizme dönüşen uygulamaları, çalıp çırpmalarını söylemeye herhalde gerek bile yok ama muhalefetin söylemlerini dinlerken sıkıntıdan esnemiyor musunuz? O kravatlı-ceketli-ciddi "adamlar"dan gerçekten de çözüm bekleyenimiz var mı?

Peki iş hayatlarımız... Her gün içimiz sıkılarak oraya gitmeye daha ne kadar katlanacağız? Hayallerimizin peşinde koşmadan, kendimizi bulmaya çalışmadan, "hayatın gerçekleri"nin peşinde kaç tur daha atacağız? Her gün o maskeleri takarak daha ne kadar yaşayabileceğiz? "Hanım"lı "bey"li "saygılarımla"lı cümleleri kaç defa daha kuracağız?

O kırmızı, tatsız şeyleri kışın yemeye devam edecek miyiz gerçekten? Domates değil onlar, başka bir şey. Domates olsalar domates tadı olurdu. Neden ve nasıl doğadan bu kadar kopmuşuz, hiç bilmiyorum. Neden her şeye her zaman erişmeye çalışıyoruz? En plastiği, en tatsızı da olsa... (Yaz domatesleri çok mu güzel, ayrı mesele...)

Daldan dala atlıyorum çünkü neye baksam, neyin ucundan tutsam elimde kalıyor. Tam bir kokuşmuşluk hüküm sürmüyor mu sizce de? En önemli alanlar herhalde eğitim, adalet, sağlık alanlarıdır, değil mi? Hangi birinin biraz olsun tutulacak tarafı kalmış? Her şeyin piyasalaştığı, parası olanın düdüğü çaldığı (düdük çalanlar bile mutlu değil ama o da ayrı mesele şimdi) sistemin içinde, hiçbir şeye güvenimin kalmadığı bir dünyada yaşıyorum ve bunu hak ettiğimizi düşünmüyorum.

Ne zaman tam olarak ayağa kalkacağız acaba... Ne zaman çürüdüğümüzü / çürüttüğümüzü göreceğiz...

-----------------------------------------
Eğer bu veya diğer bir yazım -veya eylemim- bir yerlerinize dokunduysa; sizi mutlu ettiyse, ilham verdiyse, düşündürdüyse, bir şeyler yapmak üzere harekete geçmek için teşvik ettiyse vs. ve buna karşılık olarak bana para veya başka bir armağan iletmek isterseniz bi' ses verin lütfen: emreertegun@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yazıyla ilgili yorum yapmak için...