Sayfalar

7 Ekim 2013 Pazartesi

hadi "yeni"yi kuralım!

Burcucum geçenlerde İnsan keyiften ölür mü? yazımı şöyle bir yorumla paylaşmış: Bu dünyaya ve ülkeye rağmen keyifli olmak kabahat değildir efenim... Bir de öyle bir şey ki eğer keyiften dolup dolup taşıyorsanız, bunun etrafınızdakilere tek etkisi keyfin bulaşması olacaktır ki eh bundan da şikayetçi olan var midur ki?

Bu yorumu yazma nedeni, birilerinden benimle ilgili tepki, eleştiri vs alması/duyması falan mı, bilmiyorum. Sormadım da kendisine. Ama bir ara çok gelgit yaşadığım bir konu olduğu için -ki bunu bir süredir tamamen aştığımı söyleyebilirim- ve diğerleri bir yana, bir buçuk sene öncesinin Emre'sinin bugünkü Emre'yi acayip eleştireceğini bildiğim için bununla ilgili yazıp çizesim var. Daha önce de yazdım hep ama şimdi bir kez daha, yeni cümlelerle...

Aslında olay benim için hiç olmadığı kadar net. -Birbiriyle çok tutarlı olup birbirini tamamlayan, belki biraz da tekrar eden- iki önemli cümle var hayatımda. Bir tanesi Gandhi'den, duymayanınız çok azdır: 'Dünyada görmek istediğiniz değişimin kendisi olun.' diyor; bir diğeri de Ursula K. Le Guin'in 'Mülksüzler'inden bir pasaj: 'Devrimi satın alamazsınız. Devrim yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak...' İşte bu kısacık cümleler aslında benim durduğum yeri çok iyi anlatıyorlar ve ne kadar kelam etsem bundan iyi anlatamam. Yalnız bu cümleler benim içime fena halde yerleşmiş bir çeşit rehber niteliğindeler zaten ve kelimelerden ziyade hayatımla bunların geçerliliğini ortaya koymaya çalışıyorum.

Yine de biraz daha kelime, cümle...

Abi gerçekten de mutsuz ve keyifsiz olmak için o kadar çok sebep var, ve bunlar o kadar kuvvetli sebepler ki... Hayatına girmelerine izin verdiğin müddetçe engel olmak da hiç kolay değil, hatta imkansıza çeyrek var, diyim ben.

Çok fazla savaş, ölüm, haksızlık, şu-bu var dünyada. Ve bunlarla mücadele etmek çok zor. Dahası, bunlardan kurtulmak için yapmamız gereken şey 'mücadele etmek' mi, artık hiç emin değilim. Mücadele ettikçe 'mücadele ettiğimiz'i güçlendirmiyor muyuz acaba? 'Savaşa hayır!' dedikçe önce savaşın varlığını kabulleniyor ve sonra ona karşı çıkıyoruz sanki, hımm? 'Mücadeleye devam!' diye haykırdıkça da mücadelenin her daim süreceğini müjdeliyoruz (!) sanki istemeden; ne dersiniz? Ben artık 'eski dünya'nın paçavralarıyla uğraşmak, onlara karşı çıkmak, mücadele etmek falan istemiyorum. Bunların benim ömrümü tükettiğini, enerjimi çektiğini hissediyorum.

Ne düşünüyorum, biliyor musunuz? 'Çözüm'e katkıda bulunacağını bilsem, bunlar ömrümü de tüketsin, enerjimi de çeksin, gerekiyorsa beni yok da etsin; 'gık' demem. Ama hiç de öyle olmuyor, tam aksine sistem her geçen daha çok güçleniyor ve kocaman bir kara bulut olarak üzerimize üzerimize geliyor, her yeri kaplıyor. Farkındasınız değil mi, artık göz gözü görmüyor. Koskocaman bir plastikliğin, kandırmacanın içindeyiz. Çok yazdım, söyledim ama yine yazarım, yine söylerim; dünyayı çöplüğe, hayatlarımızı boka çevirmişiz. Yediğimiz domatesin kokusu, ettiğimiz muhabbetin tadı, gelecek planlarımızın tuzu ve baharatı yok. Saçma sapan şeyleri erdem sanıyor, onlara tapıyor; her geçen gün biraz daha insanlıktan çıkıyoruz. Birbirinin aynı hayatları yaşıyor/yaşamaya çalışıyor ve -inanılmaz ama- aynılaştıkça mutlu oluyoruz (galiba aynı cümleyi kurmuştum bir zamanlar).

Bu böyle sürer gider, sisteme giydirmek çok kolay da peki ne yapacağız, di mi? Mutlu olacağız... Kendi gerçekliğimizi, yani 'gerçek gerçekliği' yaratacağız... Keyif alacağız... Üreteceğiz... Paylaşacağız... Eskiyi tamir etmekle vakit kaybetmeyecek ve -bence- boş yere kendimizi helak etmeyecek, 'yeni'yi kuracağız... Bu 'yeni', herkesin kendi 'yeni'sinden kendiliğinden ortaya çıkacak kolektif bir 'yeni' olacak, herhangi biri(leri)nin dayattığı bir ortak 'yeni' değil. Bu 'yeni' sürekli devinim halinde olacak ve katiyen bir anı bir anına benzemeyecek. Bu 'yeni'yi kalıplara sokmak mümkün olmayacak. Bu 'yeni', elle tutulamayacak. Bu 'yeni', ele avuca sığmayacak. Bu 'yeni', oyun olacak, neşe olacak, kahkaha olacak. Bu 'yeni', 'çocuk' olacak, hiç büyümeyen!

Güzellikleri ertelemeyelim artık, hayatı ıskalamayalım. Bütün o hayalleri 'devrimden sonra'ya da bırakmayalım. Yarın bile değil, hemen şimdi yaşayalım. Devrim yapmaya çalışmayalım, hemen bugün devrim olalım.

Hayatı kutlayalım!

Ahhlayalım, ohhlayalım, keyiften ölelim!


-----------------------------------------
Eğer bu veya diğer bir yazım -veya eylemim- bir yerlerinize dokunduysa; sizi mutlu ettiyse, ilham verdiyse, düşündürdüyse, bir şeyler yapmak üzere harekete geçmek için teşvik ettiyse vs. ve buna karşılık olarak bana para veya başka bir armağan iletmek isterseniz bi' ses verin lütfen: emreertegun@gmail.com

7 yorum:

  1. ohhhhhhhhhhh !

    YanıtlaSil
  2. Ekonomik anlamda dünyayı daha rahat edebileceğiniz, daha çok yiyecek, giyecek ve barınak elde edebileceğiniz bir düzene kavuşturabilir ve bunun özgürlük olduğunu düşünebilirsiniz. Bütün bunlar gerekli ve temel şeylerdir. ama özgürlüğün bütünü bu değildir. Özgürlük, zihinsel bir nitelik ve haldir.J. Krishnamurti (Poona, 21 Eylül 1958)

    Yıl 8 Ekim 2013
    Dünya üzerinde söylenmedik söz kaldı mı.?
    Üzerine 'Yeni' neler üretip 'Yeni' ne söyleyebilirizi görmek için, İçinden geçen sohbetleri keyifle okuyorum.
    Emre yolculuğunda sana ve birlikte yürüyeceğin arkadaşlarına sevgilerimi gönderiyorum.(Sevgi yetmiyor dersen IBAN numaranı kaydettim;) )
    Selamlarımla Yeniköylü Hatice.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ((: sevgi, yeter de artar bile.
      ama bunun ötesinde destek olmak istiyorsan, bana yaz lütfen. benden de sevgiler...

      Sil
  3. bu yeni ne de ohhh

    YanıtlaSil
  4. bir suredir kafami yordugum seyler... ben kendimce soyle tanimlamaya basladim: hayat benim icin bir kutlama ve ben bu kutlamayi yasayacak kadar -boyle daha iyi anlasiliyorsa- bencil bir insanim. ben oncelikle -ve aslinda sadece- kendimden ve kendi yaptiklarimdan sorumluyum.

    YanıtlaSil

Yazıyla ilgili yorum yapmak için...