Sayfalar

10 Ekim 2013 Perşembe

"kolektif yeni" deneyinde gidişat...

İki gün önce başlamış olduğum deneyle ilgili bilgilendirme yapmak istiyorum.

Öncelikle şunu paylaşayım, 8 Ekim Salı günü, hayatımın en duygusal günlerinden biri oldu. Bu yazı ve sonrasında aldığım dönüşler, destekler, 'maddi durumum uygun değil ama kalbim seninle'ler ve neler neler... Yani bu dönüşler hala devam ediyor da o günkü yoğunluk çok başkaydı.

Sonra yazıda olumlu/olumsuz hissiyatınızı, fikirlerinizi paylaşmanız için sizleri teşvik ettim ve iki taraftan da yorumlar geldi; daha da fazlası gelirse ne de güzel olur. Ben de yorum kısmından konuyu tartışmaya devam edeceğim zaten. Orası kesmezse, yeni bir yazıyla/yazılarla da devam ederim. Yazıyla beraber yorumlara da göz atsanıza bi'...

Şimdi destek olan dostları ve destekleri paylaşacağım. Burada paylaşmak için 3-4 kişiyi ikna etmek durumunda kaldım, birini ise ikna edemedim. Cömertliğin, iyiliğin güzel bir şey ve diğerlerine örnek olması, 'bir elin verdiğini diğer el görmesin'in yanlışlığı gibi konularla ilgili daha önce birkaç kere attım tuttum, tekrara girmeyeyim. Ama bunları sorgulayalım bence artık.

Bir de paraya olan yaklaşımımızı, parayı koyduğumuz yeri sorgulayalım lütfen. Ön yargıları yıkalım ve düşünelim, nedir bu 'para' denen şey; ne için var; onsuz olur mu, olmaz mı; biz onu nereye yerleştirdik; peki nereye yerleştirelim... vs vs... Çok uzun konu tabii. Ama 'iyileşmemiz' için ön koşul gibi geliyor bana bu konu. Sonra devam edelim mi buna?

2 günde gelen destekler şu şekilde:

- Adnan Gençay - 50 TL (100 TL'ye tamamlayacak)
- Argın Kubin 5 TL (en az) - aylık
- Asil Dugan - 10 TL - aylık
- Aysu Erdoğdu - 10 TL - aylık
- Bahar Ege - 5 TL - aylık
- Balaban Cerit - 20 TL - aylık
- Betül Çetin - 20 TL - aylık
- Ebru Bingöl - 10 TL - aylık
- İstem D. Akalp - 10 TL (uslu bir şirin olursam artırabilir) - aylık
- Mehmet Gürmen - 50 TL - bir seferlik (ama ilerleyen zamanlarda düzensiz destek devam edebilir)
- İsmini vermek istemeyen arkadaşım - 50 TL - aylık

Bu arada gerçekten çok ilginç bir veri: Yukarıda ismi geçenlerden altısını iki-üç aydır tanıyorum, üçünü son bir yılda veya 14-15 ayda tanıdım, en uzun süredir tanıdıklarım da 2 ya da 3 yıldır hayatımdalar, bir şekilde.

Bunların yanı sıra, destek olacağını söyleyen ama henüz miktarla ilgili geri dönüş yapmamış 2 arkadaşım var; maddi destek sağlayamayacağını ama yanımda olduğunu söyleyen de birçok kişi... Bu kişilerin yazdıklarının, güzel dileklerinin, maddi destek olanların destekleri kadar değerli olduğunu söylememe gerek var mı?

Peki buradaki 5 TL'nin de, 50 TL'nin de benim için aynı değerde olduğunu söylememe gerek var mı?

Bence yoktur ama çaktırmadan söylemiş oldum.

Yazıyı bitirirken, sizleri bu deneye katılmak için cesaretlendirmek istiyorum. 'Sizleri' derken, elbette ki bu deneyi destekleyen, sahiplenen, bu deneyin heyecanlandırdığı kişilere lafım. Okuyunca, düşününce bunun bir parçası olmak istediğinizi hissediyorsanız kendinizi durdurmayın lütfen. Yazıda '1 TL de olabilir' derken abartıyor değildim. Yani maddi durumdan bağımsız düşünün lütfen ve içiniz istiyorsa katılın.

Değişik şeyler çıkacak ortaya, biliyorum...

8 Ekim 2013 Salı

"kolektif yeni"yi kurma yolculuğunda bir deney

Ön not: Başlık konusunda çok debelendim ve en sonunda bir önceki yazıya referans veren bir başlık çıktı ortaya (içime de sinmedi aslında). Hatta bu 'ön not'u yazdığım zaman itibariyle hala netleşmiş değil(d)im.
Bu sancıyı da paylaşmasam olmazdı.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------
Birazdan yazacaklarımı yazma, bu dene(me)yi yapma isteğim bir süredir belli belirsiz var ama 5 Ekim Cumartesi günü öğleden sonra sularında bir anda ve -ilk kez- çok güçlü bir şekilde gündemime girdi. Çok özel bir şey olmadı aslında; sosyal medyada gezinirken, offlayn olduğum günlerde ne olup bittiğini takip ederken bir anda heyecan bastı ve artık zamanının geldiğini hissettim. O gün ve gece bu metni hazırlamaya başladım ve taslak büyük oranda ortaya çıktı; sonrasında -belki de ilk kez- bir anlık heyecanla yazdıklarımı paylaşmak yerine metin üzerinde biraz daha çalışarak derdimi en iyi şekilde anlatabildiğim kıvama getirmek istedim ve şimdi meramımı paylaşıyorum:

Dostlarım, ailem ve beni bu satırlar aracılığıyla tanıyan bir avuç insanın bildiği üzere, bir yılı aşkın süredir çalışmıyorum; Eylül 2012'den beri bir evim de yok. Kira vb. dertlerden kurtulalı çok oldu yani; çok çok az para harcayarak yaşıyorum. Hesap-kitap yapmıyorum ama ayda, taş çatlasın 300-400 TL falan harcıyorum galiba. İstanbul'da çok zaman geçirdiysem 500 TL ya oluyordur, ya olmuyordur; öyle diyim.

Tüketimimi neredeyse tamamen temel ihtiyaçlar seviyesine düşürdüm; zorunda olmadıkça kıyafet falan almayalı zaten yıllar oluyor; yolculuklar çoğunlukla otostopa döndü; hiçbir zaman çok fazla içmişliğim olmasa da alkol kullanımım iyice azaldı; dışarıda yeme-içmeyi büyük oranda bıraktım (eskisi gibi keyif de almıyorum zaten); ihtiyaçlarımın büyük kısmını paylaşım ekonomisi çerçevesinde karşılıyorum, ancak epey didinip başka bir yol bulamazsam bir şeyi 'satın alıyorum'.

Epey de ürettim bir yılı aşkın süredir, geri dönüp bakınca şaşırdığım oluyor. 'Şunu yaptım, bunu yaptım' diye anlatmak kendini beğenmişlik olarak düşünülür, hor görülür ya; çok giresim gelmiyor oralara. (Yine de bu yazının en alt kısmında en çok okunan, paylaşılan; dünyaya katkı yaptığımı hissettiğim girişim ve(ya) fikirlerimi anlattığım birkaç yazıyı paylaşıyorum.) Zaten birazdan yapacak olduğum çağrının muhatapları, beni az çok tanıyan/bilen, -artık her ne yapıyorsam- yaptıklarımın farkında olan ve beni bu yönde teşvik ve takdir edenler...

Ama yine de özet olarak...

Yıllardır mümkün olduğunu iddia ettiğim(iz) 'başka bir dünya'yı yaratmaya çalışıyorum; hem kendi hayatımda uygulayarak, hem de bu uygulamaları görünür kılarak ve yazıp çizdiklerimle sizleri oraya davet ederek...

Çokça ilhamlanarak ve bir o kadar ilham vermeye çalışarak / verdiğimi umarak...

'Paylaşım' kavramını hayatımın tam merkezine yerleştirerek, maddi/manevi neyim varsa ortaya sererek ve her türlü ihtiyacımı dile/yazıya getirerek, almaktan da vermekten de çekinmeyerek...

Çok yeni tanıştığım (ve aslında ta içimde hep bildiğim) 'armağan ekonomisi'ni sonuna kadar hissederek ve hayatıma uygulamaya çalışarak...

Çevremdekilerin ihtiyaçlarına fazlaca hassasiyet göstererek ve elimden gelen en fazla oranda onlara destek olarak... (çokça manevi, azca maddi)

Önümüzdeki dönemde de, aynı bu şekilde yaşamaya devam etmeyi, dokunabileceğim kişilerin yanında olmayı, paylaşım konusu ile ilgili dünyaya daha fazla katkı sağlamayı, çokça okumaya ve yazmaya devam etmeyi, ütopyaların aslında çok da 'ütopik' olmayabileceğini, yaşadığım hayatla ve seçimlerimle göstermeyi planlıyorum (daha doğrusu kendiliğinden öyle gidiyor, planlıyor değilim); ana hatlarda değişiklik yok yani.

Ama bunlara ek ve aslında tamamlayıcı olarak, yaygın mecralarda yazma girişimlerimi başlatıyorum, ne kadar mümkün olacak, göreceğiz; sonra mesela yaptığımız ettiğimiz güzellikleri paylaşabileceğimiz, bizi sürekli gülümsetecek ve umut verecek bir web sitesi fikrim var (fırsat bulup vakit ayırdığımda bundan ayrıca bahsedecek ve ilgilenenlerden destek isteyeceğim), onunla ilgili çalışmak istiyorum; 21 günlük Likya Yolu yürüyüşü sırasında doğada yürüyüş ve kamp olaylarının ne kadar muhteşem, büyülü ve iyileştirici olduğunu daha da iyi fark ettim, buna eğilesim de var ve bazı girişimlerde bulundum bile. Bunlarla sınırlı değil elbet ama tam da bugün yapmak istediklerim bunlar. Ha bir de -galiba- boyumu epey aşacak bir şeyi de düşlemeye başladım bir süredir ama onu daha sonra paylaşsam...

Şu an olduğum yer, üç aşağı beş yukarı budur dostlar.

Bu arada yine yakın çevre biliyor ki, ailemden veya başka bir yerden gelen herhangi bir gelirim yok ama sadece para kazanmak için sevmediğim şeyler yapmayı kesinlikle düşünmüyorum. Elimde olan az bir meblağ ile geçiniyorum ve bu kalan meblağ çok fazla sayılmaz. Ve işte zurnanın zırt dediği yere, başka bir deyişle sadede geldik: Sürdürülebilirliğimi sağlamak için sizlerden destek istiyorum. Yani bir nevi kendi kitle fonlama (crowdfunding) kampanyamı başlatıyorum. Bir seferlik veya periyodik para armağanlarınızı talep ediyorum. Bunun için herhangi bir utanma/sıkılma hissetmiyorum. İstediklerimi(zi) yapmak, hayallerim(iz) ve 'başka bir dünya' için çalışmaya ve -hayattaki öğretmenlerimden biri olarak gördüğüm Selahattin'in deyişiyle- 'dünyaya hizmet etmeye' devam etmek istiyorum; bunları yaparken de zaten çok aza indirdiğim harcamalarımı düşünmek, bunlar için endişelenmek zorunda kalmamak istiyorum. Bu konuda bana destek olmak isterseniz* çok mutlu olurum.

Birkaç prensibimsi şey geçiyor içimden; yazıya dökmeye çalışayım:

- Mümkün olduğunca çok kişiden, mümkün olduğunca az tutar edinmek istiyorum. Böylece destek olmak isteyenlere en az yük binecek, ayrıca böyle bir deneyin daha fazla kişi tarafından desteklendiğini görmek ve göstermek hepimize iyi gelecek.

- Tercihen az ama periyodik destekleriniz için sizi teşvik etmek istiyorum. Bir seferde 100 TL vermektense ayda 10 veya 20 TL (ve hatta 5 veya 1 TL) vermeniz sürdürülebilirlik açısından daha faydalı olacaktır.

- Bunu yaparken banka hesabı kullanmamız gerekirse EFT'yi, havaleyi ücretsiz yapmanızı çok ama çok isterim. Bunu yaparken bankalara para kazandırmak istemiyorum. Bunları ayarlayalım bi' şekilde. Bu arada bu işi kolaylaştırmak için paypal hesabı da açabilirim ama henüz yeterince araştırmadım. Ama en çok istediğim ne biliyor musunuz? Banka falan da kullanmadan bu işi yüz yüze gerçekleştirmek. Teşekkürümü yüzünüze yüzünüze söylemek... Mümkün mertebe öyle yapalım bence, hımm?

- Cömertlik, iyilik gibi şeyler bulaşıcıdırlar. Destek olmak isteyenlerin bir itirazı olmadığı sürece, isimlerini ve desteklerini yine bu blogda paylaşacağım.

- Eğer destek olarak toplayacağım para (yani kem küm, toplayabilirsem) veya -ola ki- bir şekilde bir yerlerden kazandığım para, o ayki ihtiyacımı aşıyorsa bunu yine buradan bildireceğim. Bu durumda yapabileceğimiz şeyler çeşitli ve destek olanlarla birlikte karar veresim var: Fazla parayı iade edebilirim, sonraki aylarda kullanmak üzere tutabilirim, güzel toplumsal projeleri veya benim gibi yaşayan kişilerden ihtiyacı olanları destekleyebiliriz vs. Ama bunu destekçilerle kararlaştırmak isterim.

- Bu deneyin son kullanma tarihi yok bu arada; gittiği yere kadar (yani desteklemek isteyen birileri var olduğu müddetçe) veya ben bir şekilde yanlışlıkla para kazanmaya başlayana kadar veya -olur da- paranın hayatım(ız)da gerçekten hiçbir yeri kalmadığı bir an gelirse, işte o an'a kadar sürebilir. Herhangi bir zamanda bitirebilirim(z) de. Bunu hesaplamak mümkün değil; hemen her şeyi olduğu gibi, bu konuyu da akış hazretlerine bırakıyorum.

Bu arada öyle sanıyorum ki, bu yaptığım bazılarınıza çok tuhaf, saçma gelebilir ve hatta bunu bir nevi dilenciliğe benzetenler de olacaktır. Bu şekilde hissedenlerden tek ricam, bu hislerini -mümkünse- bu yazının altındaki yorumlarda, veya öyle tercih etmiyorlarsa da doğrudan benimle paylaşsınlar. Çok yakın bir arkadaşım da, uzaktan bir tanıdık veya hiç tanımadık biri de olsanız, bu satırların sizlerde uyandırdığı yankıyı bilmeyi çok isterim. Ve bu yankı neye benziyor olursa olsun üzülmeyeceğimden, kırılmayacağımdan, bozulmayacağımdan şüpheniz olmasın. Asıl -mesela- bütün bunların bir 'saçmalık' olduğunu düşünüyorsanız ve benimle paylaşmıyorsanız bu üzücü olur, olsa olsa. Elbette olumlu düşünce ve hissiyatınızı da paylaşmanızı ve desteğinizi görmeyi çok isterim; çok da motive edici olacaktır. Yani aslında içinizden her ne geçiyorsa paylaşırsanız, nasıl da hoşuma gider...Öncelikle burada paylaşmanızı isteme nedenim de, bu dene(me)yle ilgili fikirleri, övgü ve eleştirileri herkesin görmesini istemem.

Öyle işte. Durum bu! Bakalım neler olacak...

Ben pek heyecanlıyım, sizi bilmem...

* Destek olmak isteyenler bana bir şekilde ulaşır, değil mi? emreertegun@gmail.com , 0 533 302 5525

---------------------------------------------------------------------------------------------------------
- Dünyanın gelmiş olduğu hale ilişkin bir yazı için: http://icimdensohbetler.blogspot.com/2012/09/medeniyet-derken.html
- Belki de yaptığım en orjinal şey; negatif faizli borç verdim ya ben ((: http://icimdensohbetler.blogspot.com/2013/02/borc-vermek-istiyorum.html
- Dayanışan topluluklar oluşturmak için bir fikir için: http://icimdensohbetler.blogspot.com/2013/02/topluluk-sigortas-kumbaras.html
- 'yeni'ye dair bir yazı için: http://icimdensohbetler.blogspot.com/2013/03/bambaska-bir-dunyann-kaps-aralanrken.html
- Bireysel armağan çemberi uygulaması denemesi için: http://icimdensohbetler.blogspot.com/2013/03/kitlesel-hediye-cemberi-uygulamas.html
- Çok bilmediğim ama çok önemsediğim temiz su ve ekolojik gıda gibi konularda atıp tutmalarım için: http://icimdensohbetler.blogspot.com/2013/07/temiz-su-ekolojik-gda.html
- 'Ne yapmalıyız?'a cevap vermeye çalıştım: http://icimdensohbetler.blogspot.com/2013/08/peki-ne-yapmalyz-konusu.html
- Yine mevcut duruma kızarken... http://icimdensohbetler.blogspot.com/2013/02/kolektif-geri-zekallk.html
- İçimden taşan keyfi anlatmaya çalıştım: http://icimdensohbetler.blogspot.com/2013/10/insan-keyiften-olur-mu.html
- 'yeni'ye dair, beni de çok heyecanlandıran bir yazı; sanki ben yazmadım da bir şey bana yazdırdı: http://icimdensohbetler.blogspot.com/2013/10/hadi-yeniyi-kuralm.html

- göçebe yaşamaya başladığım ilk günün sonundan: http://gocebegunler.blogspot.com/2012/09/gocebe-gunlukleri-gun-1.html
- göçebeliğin dördüncü gününde ne yaptığımı sorgularken: http://gocebegunler.blogspot.com/2012/09/gocebelik-de-nereden-ckt.html
- 'topluluk'lara olan güvenimin tavan yapmasına dair: http://gocebegunler.blogspot.com/2013/04/cok-iyi-hissetmece.html
- 'göçebe günler'in sonuna mı geldim acaba' derken: http://gocebegunler.blogspot.com/2013/05/gocebe-gunlerin-sonu-mu-ki.html (not: yok, gelmemişim meğer)
- göçebe hayatın yıl dönümünde yazdığım, benim için önemli bir 'durum değerlendirmesi': http://gocebegunler.blogspot.com/2013/08/gocebenin-bir-yl.html
- ve devamı... http://gocebegunler.blogspot.com/2013/08/dun-ve-bugunden-kalanlar-ve-yarn.html

- Yürüyüş yaptığım Likya Yolu'nda çokça not aldım ve sonraki yürüyüşçüler için bunları bir blogda toparladım, hatta bu bloga da bir 'armağan ekonomisi' misyonu yükledim: http://likyayoludestek.blogspot.com/


-----------------------------------------
Eğer bu veya diğer bir yazım -veya eylemim- bir yerlerinize dokunduysa; sizi mutlu ettiyse, ilham verdiyse, düşündürdüyse, bir şeyler yapmak üzere harekete geçmek için teşvik ettiyse vs. ve buna karşılık olarak bana para veya başka bir armağan iletmek isterseniz bi' ses verin lütfen: emreertegun@gmail.com

7 Ekim 2013 Pazartesi

hadi "yeni"yi kuralım!

Aslında olay benim için hiç olmadığı kadar net. -Birbiriyle çok tutarlı olup birbirini tamamlayan, belki biraz da tekrar eden- iki önemli cümle var hayatımda. Bir tanesi Gandhi'den, duymayanınız çok azdır: "Dünyada görmek istediğiniz değişimin kendisi olun." diyor; bir diğeri de Ursula K. Le Guin'in Mülksüzler'inden bir pasaj: "Devrimi satın alamazsınız. Devrim yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak..." İşte bu kısacık cümleler aslında benim durduğum yeri çok iyi anlatıyorlar ve ne kadar kelam etsem bundan iyi anlatamam. İçime fena halde yerleşmiş bir çeşit rehber niteliğindeler zaten ve kelimelerden ziyade hayatımla bunların geçerliliğini ortaya koymaya çalışıyorum.

Yine de biraz daha kelime, cümle...

Abi gerçekten de mutsuz ve keyifsiz olmak için o kadar çok sebep var ve bunlar o kadar kuvvetli sebepler ki... Hayatına girmelerine izin verdiğin müddetçe engel olmak hiç kolay değil; hatta imkansıza çeyrek var, diyeyim ben.

Çok fazla savaş, ölüm, haksızlık, şu-bu var dünyada. Ve bunlarla mücadele etmek çok zor. Dahası, bunlardan kurtulmak için yapmamız gereken şey bu mu, artık hiç emin değilim. Mücadele ettikçe mücadele ettiğimizi güçlendirmiyor muyuz acaba? "Savaşa hayır!" dedikçe önce savaşın varlığını kabulleniyor ve sonra ona karşı çıkıyoruz sanki, hımm? "Mücadeleye devam!" diye haykırdıkça da mücadelenin her daim süreceğini müjdeliyoruz (!) sanki istemeden; ne dersiniz? Ben artık eski dünyanın paçavralarıyla uğraşmak, onlara karşı çıkmak, mücadele etmek falan istemiyorum. Bunların ömrümü tükettiğini, enerjimi çektiğini hissediyorum.

Ne düşünüyorum, biliyor musunuz? Çözüme katkıda bulunacağını bilsem, bunlar ömrümü de tüketsin, enerjimi de çeksin, gerekiyorsa beni yok da etsin; gık demem. Ama hiç de öyle olmuyor, tam aksine sistem her geçen daha çok güçleniyor ve kocaman bir kara bulut olarak üzerimize üzerimize geliyor, her yeri kaplıyor. Farkındasınız değil mi, artık göz gözü görmüyor. Koskocaman bir plastikliğin, kandırmacanın içindeyiz. Çok yazdım, söyledim ama yine yazarım, yine söylerim; dünyayı çöplüğe, hayatlarımızı boka çevirmişiz. Yediğimiz domatesin kokusu, ettiğimiz muhabbetin tadı, gelecek planlarımızın tuzu ve baharatı yok. Saçma sapan şeyleri erdem sanıyor, onlara tapıyor; her geçen gün biraz daha insanlıktan çıkıyoruz. Birbirinin aynı hayatları yaşıyor/yaşamaya çalışıyor ve -inanılmaz ama!- aynılaştıkça mutlu oluyoruz.

Bu böyle sürer gider, sisteme giydirmek çok kolay da peki ne yapacağız, di mi? Mutlu olacağız... Kendi gerçekliğimizi, yani gerçek gerçekliği yaratacağız... Keyif alacağız... Üreteceğiz... Paylaşacağız... Eskiyi tamir etmekle vakit kaybetmeyecek ve -bence- boş yere kendimizi helak etmeyecek, "yeni"yi kuracağız... Bu yeni, herkesin kendi yeni'sinden kendiliğinden ortaya çıkacak kolektif bir yeni olacak, herhangi biri(leri)nin dayattığı bir ortak yeni değil. Bu yeni, sürekli devinim hâlinde olacak ve katiyen bir an'ı bir an'ına benzemeyecek. Bu yeni'yi kalıplara sokmak mümkün olmayacak. Bu yeni, elle tutulamayacak. Bu yeni, ele avuca sığmayacak. Bu yeni, oyun olacak, neşe olacak, kahkaha olacak. Bu yeni, çocuk olacak, hiç büyümeyen!

Güzellikleri ertelemeyelim artık, hayatı ıskalamayalım. Bütün o hayalleri devrimden sonraya da bırakmayalım. Yarın bile değil, hemen şimdi yaşayalım. Devrim yapmaya çalışmayalım, hemen bugün devrim olalım.

Hayatı kutlayalım!

Ahhlayalım, ohhlayalım, keyiften ölelim!


-----------------------------------------

Eğer bu veya diğer bir yazım -veya eylemim- bir yerlerinize dokunduysa; sizi mutlu ettiyse, ilham verdiyse, düşündürdüyse, bir şeyler yapmak üzere harekete geçmek için teşvik ettiyse vs. ve buna karşılık olarak bana para veya başka bir armağan iletmek isterseniz bi' ses verin lütfen: emreertegun@gmail.com

4 Ekim 2013 Cuma

İnsan keyiften ölür mü?

Yok yok, artık bu kadarı gerçekten de fazla geliyor bana. Likya Yolu yürüyüşü artık zirveye ulaştığım anlardan ibaretti zaten. Zaman zaman mutluluktan, keyif almaktan deliricem falan sanıyorum. Yürürken birkaç kere Burcu'ya da dedim zaten "şimdi ölsem zirvede bırakmış olurum yeminlen" diye... O anlardan birinde biraz yüksekteydik de deniz seviyesinden, sırf teşbihle kalmamış olurdu mesela.

Sonra çevremdeki bir sürü güzel insan da fazla gelmeye başladı artık. Bunu tam da bugün fark ettim, uzun süren oflayn olma durumu sonrası görüşmek, konuşmak istediğim o kadar çok insan olduğunu gördüm ki, hangi birine, nasıl yetişeceğimi bilemiyorum. Yok öyle bir kez görüşüp hasret gidermek de yetmiyor ki, sürekli, hadi bilemedin çok sık birlikte olmak istiyorum. Nasıl olacak ki bu... Onlarcası var, dağılmışlar Türkiye'nin şehirlerine, birkaçı da yurt dışına...

Bi' şu son Jam eksikti zaten, iyice şahbaz olduk. 20 aşırı güzel insan daha eklendi bu güzel çevreye. Bir aydır türlü toplaşmalarla orada burada görüşüp-buluşup durdular; dertleniyorum kendimi klonlayıp ikinci emre'yi gönderemediğim için o buluşmalara. E bunun ilk jam tayfası var -ki bir kısmıyla pek açtık arayı ve çok özlüyorum, mis gibin TEGV tayfası var gözümde tüten, İstanbul'daki diğer arkadaşlar var, ailesi-akrabası var,  çoğuyla son 1 yılda tanıştığım bir dolu değişik ve deli insanı var; var oğlu var...

Yaptığım her şeyi, başıma gelen her şeyi çok seviyorum; yediğim yemeği çok seviyorum; otostop çekerken oluşan hikayeleri çok seviyorum; doğada yürürkenki keşifleri, gözlemleri çok seviyorum; konuşmayı çok seviyorum ama susmayı da en az o kadar çok seviyorum; çayı çok seviyorum ama yeri geldiğinde sallama ile de memnuniyetle idare ediyorum; o çayın yanında yediğim keki-pastayı da çok seviyorum, kendimi tutup hiçbir şey yememeyi başarmayı da (bunu çok sık yapamıyorum ama orasını karıştırmayalım); bu göçebe hali de çok seviyorum, yerleşikliği de özlüyorum; yemeğe azıcık zaman ayırabilecek kadar yoğun olmayı da seviyorum, tüm günümü yemek yapmaya ve sonrasında da yemeye ayırmayı da; bir haftada 3 kitap okumayı da, 3 ay hiç kitap okumamayı da; çok gezerek çok bilmeyi de, çok okuyarak çok bilmeyi de, aslında pek bir şey bilmemeyi de...

Biber dolması yapmış annem; hadi birincide çok keyif aldın, ahhladın ohhladın, hadi ikincisinde de aynen; gidip üçüncüyü koyduğunda nasıl aynı şekilde kendinden geçiyorsun be adam? Ertesi gün aynı dolmayı ısıttığında da durum değişmiyor, yemek bittikten ve tamamen doyduktan sonra kalan salatayı yine aynı mestlikte yerken de... Likya yolunda 21 gün süren yürüyüşte her allahın günü yediğim tahin-pekmezde ohhlamadığım tek bir lokma olmaz mı yahu? 30 kere yapmış olsak ve her seferinde en az 10 kere ekmeği bandırmış olsam, nerden baksan 300 ohhlamaktan bahsediyoruz. 21. gün hala ağaçlara ve güzel doğaya ohhlaması da var bunun, efor sarf edip nefesin kesildikçe bundan ayrı bir keyif alıp türlü değişik ohhlamalar getirmesi de...

Bütün bunları niye yazdığımı inanın bilmiyorum. İçin doldu taştı da dışarı çıkarasım ve paylaşasım geldi. Ha bi de belki bi' yol gösteren olur, dedim. Bu kadar güzel insana nasıl yetişicem, bu kadar keyifle nasıl baş edicem; ohh fazlalığından başıma bir şey gelirse ne olacak gibi sorular var kafamda.


-----------------------------------------
Eğer bu veya diğer bir yazım -veya eylemim- bir yerlerinize dokunduysa; sizi mutlu ettiyse, ilham verdiyse, düşündürdüyse, bir şeyler yapmak üzere harekete geçmek için teşvik ettiyse vs. ve buna karşılık olarak bana para veya başka bir armağan iletmek isterseniz bi' ses verin lütfen: emreertegun@gmail.com

3 Ekim 2013 Perşembe

medeniyete dönüş sonrası ilk hissiyatlar, paylaşımlar

Ağustos'tan beri yazmıyorum, aslında yazıyorum da şöyle: Likya Yolu yürüyüşünde yaşadıklarımı unutmayayım diye notlar aldım hep. Duygularımı vs.yi yazmaktan ziyade beni o ana götürecek kilit şeyleri yazdım. Bunları ayrıca göçebe günler'de bi' şekilde özetlemeye çalışacağım. Ha bir de nerede yatılır/kalkılır, nerede su bulunur/kamp yapılır, nerede market/bakkal vardır gibi şeyleri de dikkatle not ettim. Bunları da, açtığım ayrı bir blogda Likya Yolu yürüyüşçülerinin kullanması için paylaşmaya başladım; birkaç gün içinde bitirmiş olurum. İşte bunlar bir yana, yazmadım hiç; pek bi'şey düşünmedim de... Değişik bir süreçti, yakın zamanda anlatmayı deneyeceğim...

Ama şimdi 'şu an'ı aktarmaya çalışasım var. Alanya'dayım yine; yorgun ve argın Emre'nin sığınma yerindeyim yani. Annem az yanda, dünkü maç dolayısıyla kaçırmış olduğu Muhteşem Yüzyıl'ı internetten seyrediyor ve reklamsız dizi izlemenin verdiği coşkuyla dolup taşıyor (Bu arada görüntüyü 'tam ekran' yapmayı bilmiyormuş, gösterdiğimde pek sevindi.); 'Hürrem', 'sultanım', 'iktidar' ve 'Sülüman' kelimeleri geliyor kulağıma. Ben koltukta oturmuş, ayaklarımı uzatmış ama dizlerimi hafifçe yukarı kırmış, üstüne netbuk'umu yerleştirerek bu yazıya başladım. Ekim ile birlikte bu taraflara Sonbahar geldi(miş), onun keyfi çok büyük. Epey rüzgar esiyor... Yine şort-tişört giymeceli ve henüz çorapsızım ama hafiften serin de geliyor, çok ama çok güzel! Güneş ışınları artık daha eğik; bundan kelli çok farklı ışık oyunları var denizin üzerinde, inanılmaz güzel parlıyor. Bir de dalgalı tabii, rüzgarlı olunca; buradan o kadar güzel görünüyor ki... Bu arada 'yorgun' ve 'argın' sıfatlarını kullandım kendim için ama yok aslında, yorgun falan değilim, argın da değilim; ama böyle farklı bir süreç yaşadıktan sonra bunları sindirmek için, bir de yazabilmek için zamanımın ve buna çok uygun mekanımın olması büyük şans. Tadını çıkarıyorum...

Dün akşam geldim buraya ve tabii ki çok iştahlıyım (her zaman çok iştahlı değilim ya hani, bilirsiniz ya hani...). Yedikçe yiyorum işte. Anne yemeğini, ev yemeğini falan özlemişim işte; ohh!

Buradan önce 2 gün Umman'ın evindeydik.

30 Eylül Pazartesi günü meğersem yürüyüşün son gününe başlamışız da haberimiz yokmuş (dedim ya, yürüyüşü esas sonra aktarmaya çalışıcam). Aslında Olimpos sonrası 5 günlük etap kalmıştı ve özellikle 29 Eylül Pazar günü, kendimi fiziksel olarak en iyi ve en sağlıklı hissettiğim gündü. Bırakmak aklımın ucundan bile geçmiyordu. Ama yola çıkmamızla ve ilk yokuşları tırmanmamızla tıkanmamız bir oldu. Özellikle Burcu çok zorlandı falan da benim için de hiç kolay olmadı. 2 saatin sonunda hem bu yürüyüşün, hem de ilerleyen etaplardaki bakkalı, alışverişi, 'nerede su bulabiliriz'i falan düşünmekten çok yorulduğumu fark ettim ve Burcu'yla paylaşmak için sabredemedim. 'Bence bugün bitirelim biz bu işi' cümlesi (ya da bir benzeri) dökülüverdi ağzımdan. Sonrasında da bu fikrim son derece güçlü kaldı ve öğleden sonra 14:25 sularında Olimpos'a (oradaki tuvaletin önünde kesin olarak bitirdiğimizi de ilan ettik),

galiba 16'ya doğru da Umman'ın evine vardık. Çok güzel geldi çook! Üst-baş fena idi, hemen duş aldık; sonra hamakta, çardakta falan uyuyakaldık. Sonra yemek-memek... Ama ben bunları da göçebe günler'de anlatırım bence. Şimdiki halet-i ruhiyeme geçmek istiyorum çünkü.

Uzun süre onlayn olmayan insanın çok fazla e-posta okuma-temizleme, feysbuk mesajlarını ve bildirimlerini kontrol etme gibi önemli ve uzun işleri oluyor, malum. Bugün biraz onlara başladım ama bitirmiş değilim. Kabasını aldım, diyebilirim bence.

Asıl bu yazıyı yazmaya başlama nedenime giriş bile yapabilmiş değilim. Tam şu anda şöyle bir hissiyatım var ve onu deşmek istiyorum: Likya öncesinde de jam falan vardı, bundan kelli yaklaşık 35 gündür internetten uzağım ve bu aslında çok iyi gelmiş. 35 gündür şehirden de uzağım ve bu da çok iyi gelmiş. Dün Antalya'dan geçmek, anayolda vızır vızır arabalar görmek falan, bi' tuhaf geldi. Bugün feysbuk'tan birileriyle konuşmak da öyle, hiç özlememişim. Konuşmayı değil de bu şekilde konuşmayı yani... Çok sığ geldi yahu... Yok yok, telefon da pek tat vermedi. 35 gündür epey 'gerçek' yaşadığımı düşünüyorum ve ondan sonraki sanallık biraz bozdu beni galiba. İşin kötüsü ne yaptı, ne etti diye merak ettiğim çok insan var, telefonla veya internetten dürtmek istediğim... Sonra yine feysbuk gruplarında neler yazışıldı, paylaşıldı; 2013 jam tayfası neler konuştu vs.yi çok merak ediyorum. Ama çok şey var, nasıl yetişicem ki... Bi de işte geri kalmak istemiyorum ama buradan bu şekilde 'yakalamak' da ne kadar 'yakalamak' olacak, hiç emin değilim. Gündemden zaten her zamankinden daha kopuktum, şu son 2-3 gün biraz Birgün, biraz Uykusuz okuyarak ucundan yakaladım olan-biteni, ki 'gündem' denen şeyin herbi' şeyden daha naylon, daha plastik olduğunu da her zaman olduğundan daha net bir şekilde fark ettim. Çukurbağ köyünden Kaş'a inerken ve yukarıdan Kaş'ı, birkaç yüz metre ileride de Yunan adası olan Meis (Göz)'e bakarken sınırların ne kadar anlamsız olduğunu her zaman olduğundan da net bir şekilde fark etmiş olduğum gibi...

İşte özellikle şu son paragraftaki hislerimi paylaşasım geldi ve tam olarak becerebilmişim gibi de gelmiyor aslında. Ama tam olarak ne istiyorum, biliyor musunuz: Böyle bir sürü sevdiğim insanla birlikte yaşamak istiyorum, kocaman bir topluluk olarak. Ohh işte, o zaman çok güzel olacak!!! Bu işte yaa, fazla uzatacak bir şey de değil. Oyun gibi olacak, çok keyifli olacak, mis gibin olacak... Ekim ve Kasım'da bu tip hayalleri olan 2 ayrı (tam ayrı da sayılmaz da) grupla üçer günlük toplaşmalarımız olacak. Bakalım bizi bi' yere götürecek mi... Daha da yazmıyorum işte, yani şimdilik, yani bu yazı için... ((: