Sayfalar

27 Haziran 2013 Perşembe

İsyan günlerinde paylaşım

Dünya bir anda çok mu güzelleşti ne? Evet, hep güzeldi de son zamanlarda iyice başka bi'şeye dönüştü, di mi? Her açıdan güzelleşiyor da, son zamanlarda iyiden iyiye yaygınlaşan 'orantısız paylaşım'la ilgili yaşadığım birkaç örneği anlatasım var.

Şu anda Ömürden'de kalıyorum ve evde çaydanlık ihtiyacı var(dı). Uzun süredir kendimin veya başka birinin bi'şeye ihtiyacı olduğunda satın almak aklıma bile gelmiyor. Hemen paylaşım siteleri veya kişisel bağlantılarıma soruyorum ve neredeyse her ne olursa bulunuyor hızlıca. Neyse uzatmiyim, freecycle'ın feysbuk grubuna yazdım ve 3 dakika içinde, hem de Ömürden'in evinin olduğu Cihangir'den çaydanlık buldum; yarın alacağım. Kadının 'İhtiyaç varsa çay bardağı da getireyim.' demesi ise gerçekten biraz fazla güzeldi. ((:

Gezi direnişinin ilk günlerinde Antalya'dan apar topar ve küçücük bir sırt çantasıyla gelince yanıma çok az kıyafet alabilmiştim. Koşturma, forumlar vs derken, bu biraz sıkıntı yaratmaya başlamıştı. Dün ben hiç sormadan, aklıma bile gelmemişti zaten, Kutsal ve Duygu, Kutsal'ın tişörtlerinden, baksırlarından veriverdiler bi anda mesela...

Geçenlerde akıllı telefon bile buldum yahu bi arkadaştan. Bu koşuşturma sürecinde olan biteni takip edebilmek ve paylaşabilmek için elimde olsa iyi olur, diye düşünmüştüm. Facebook profilimde duyurdum ve aynı gün bir arkadaşım, bir süre kullanmak üzere telefonunu verdi. Bir türlü şarj aleti alamadığım için uzun süre kullanmadıysam da birkaç gündür ara ara kullanmaya başladım mesela... Hala yabancılık çekiyorum, ayrı...

Başka bir arkadaşıma (Hülya) yine bir duyuruyla telefon buldum. Hatta o da duyurmuştu ve birkaç kişiden teklif gelmiş.

Tabii bunlar bireysel örnekler ve dahası var. Asıl Gezi Parkı'nda ve sonraki süreçte yaşananların güzelliğini tarif etmek imkansız. Belki başka bir yazıda denerim. Ama şunu paylaşmazsam olmaz, çok güzeldi: Bir önceki Cumartesi, Gezi'ye müdahale olduktan sonra sabaha kadar sokaklardaydık, malum. Gece saat 2 civarında Nişantaşı civarında iki ileri iki geri takılırken, pencerelerden çıkan insanlar ihtiyaç sordular. Her zaman aç olan ben 'ekmek var mı?' diye seslendim. Adam 'getiriyorum' dedi ama aşağı bi indi, ekmek bulamamış, evde abur cubur ne varsa getirmiş. Bir paket badem, 7 Paket Milka, 3-4 tane Bounty çikolata, bunlar yetmezmiş gibi 1 paket de Vakko çikolata getirdi. Ben Vakko çikolatanın varlığından bile haberdar değildim o güne kadar. Nişantaşı'nda direnmek böyle bi'şey işte. Bu arada bütün çikolataları dağıttım ama Vakko'yu bizim ekibe sakladım. ((:

Sonra hemen yan pencereden de seslendiler ve aç olduğumuzu söyledik (yoksa sadece ben mi söyledim). Bu sefer simitlerin arasında peynirler, meyveler ve -sıkı durun- kavurma ile çıkageldi başka bir adam. Gecenin o saatinde mükellef bi yemek yedik ayak üstü. Şahaneydi. Hatta İstanbul'a geldiğimden beri yediğim en güzel yemekti belki.

Aynı gün, daha erken saatlerde, olaylar daha tazeyken Nişantaşı'na doğru çekilirken adamın birinin baklavalar ve dondurma dolu bir tepsiyle gelmesini unutmuştum bak. TOMA ve gaz bulutu üstümüze gelirken ve binlerce kişi geri çekilirken ben bir yandan dondurma yiyordum. Oradaki bir adamın bana bakarak 'Adama bak yaa, şu halde dondurma yiyo' diyişine şahit olmuş Ekin.

Daha ne örnekler yaşanıyor parklarda, forumlarda, sokaklarda... Herkes bir şeylerin ucundan tutuyor, bütün işler bir anda halloluyor, herkes inisiyatif alıyor; falan da filan. Onları ayrıca uzun uzun yazasım var ama gerçekten kifayetsiz kalacak kelimeler. Belki bir ara denerim. Şimdilik birkaç kişisel paylaşım...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yazıyla ilgili yorum yapmak için...